24/5/2007 - Su çürüdü - Ahmet TELLİ
1
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de
tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam
arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle
yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar
deliğinden sızan havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu
da?) Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip
savurdum.
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
2
Zamanı
yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü
yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve
karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı
duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör
bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar
bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine
de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar...
Adımdan gayrısını
bilmiyorum.
3
İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi
iki kere bilmek istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla, dilimle
dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir duvarcının, hiçbir
ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu.
Belki renksizliğin rengiydi bu. Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların
rengi... <******>******> Adımdan gayrısını bilmiyorum.
4
Bir
böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar deliğinden sızan ölü
ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki bir kadının memelerini hiç
okşamamış, sicaklığını duymamış. Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri
hiç yaratmamış sanki. Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara...
Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi... Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin rengiydi
bu. Çürüyen bir dünyanın...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
5
Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. 'İnsana benziyorlardı' diye duymuştum
bir vakitler. Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
6
Ağzımı anahtar
deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum
boğazımda. Oysa kuru bir yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu
esinti. Belki çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla çatlatacak
bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek... Genzim
yanıyor. İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve
simsiyah...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
7
Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki
gündür sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim...
Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya dokunuşu... Bir süngerin
denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba kesilmesi bir an için.) Her gün ancak
bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger,
bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir <******>******> su
yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna. Kutuda kalan
son bir yudum su, bu bile değildi artık. Küstü, öldürdü kendini su... Su
çürüdü...
Adımdan gayrısını
bilmliyorum
AHMET TELLİ
|